dabidabidop killanguu dipdipdipdip dillanguu
How the customer service be like
I bought Garmin Streetpilot i3 about 4 months ago. I was using it via charger, leaving battery compartment empty, which causes the battery cap to be looser than it’s usual. One day I realized that the compartment door is missing. I must have managed to drop it out of my car.
So I called Garmin USA’s customer service on Friday, I was expecting to pay for the compartment door, because it is my fault. The representative just asked my home address. And that’s it! I found an envelope at my mailbox today, Monday, from Garmin, and the battery compartment door is there.
I have very few examples in my life of such wonderful customer servicing. I was referring Garmin for all of my friends (2 bought the same device after my refferal) and with this one call no hassle service they proved their number one spot.
Hayat bu kadar yalnız mı?
“A man is born alone and dies alone; and he experiences the good and bad consequences of his karma alone; and he goes alone to hell or the Supreme abode.”
Final Cut
And if I show you my dark side
Will you still hold me tonight?
And if I open my heart to you
And show you my weak side
What would you do?
Would you sell your story to Rolling Stone?
Would you take the children away
And leave me alone?
And smile in reassurance
As you whisper down the phone?
Would you send me packing?
Or would you take me home?
Thought I oughta bare my naked feelings,
Thought I oughta tear the curtain down.
I held the blade in trembling hands
Prepared to make it but just then the phone rang
I never had the nerve to make the final cut.
“Happy Home”
In my happy home I barely breathe
In my lovers arms I find relief
And there’s a sky that’s changing and a bird that sings
I never once in my wayward life was heading to run outIn my lovers arms I wait for morning
I beg my god to speak and tear me apart
I’d lay down my body I’d lay down my arms
I never once in my sweet short life meant anybody harmIn my happy home i read the signs
In my lovers arms I move in time
There’s no more crying and there’s no more lies
I never once in my sweet short life was waiting for desire
And there’s no more crying
And there’s no more pain
I never thought for one second I’d have nothing left but shame
In my happy home I barely breathe
I never once in my wayward life was heading to run out
Sinan Ussakli
   _____                  __  __            __    __
  / __(_)__  __ ____     / / / /_________ _/ /__ / /_
 _\ \/ / _ \/ _`/ _ \   / /_/ /_ _/_ _/ _`/  ’_// / /
/___/_/_//_/\__/_//_/Â Â Â \____/___/___/\__/_/\_\/_/_/
                              (_) (_)
Webden Türk Televizyonları
Bildiğiniz Türk kanalları varsa comment olarak eklerseniz sevinirim.
Ntv
http://guide.ceit.metu.edu.tr/video/content/odtutv.asx
Radyo Odtu
http://ideas.ceit.metu.edu.tr/botebonline/content/Radyo_ODTU_28M.asx
Radyo Bilkent
TGRT EU
Seattle’a Nasil Gidilir
Eğer bir gün Seattle’da uzun zaman kalmak için gidecekseniz, “Amerikaya uzun zaman kalmak için gitmek” dahil bazı şeylere dikkat etmeniz gerekir. Ben Amerikaya uzun zaman kalmak için gitmek ile Seattle’a uzun zaman kalmak için gitmeyi birleştiriyorum, ve Seattle’a özgü bazı durumları da özellikle belirtiyor olacağım.
Banka Hesapları
Seattle’da Citibank yok! O yüzden her Amerikaya gidenin yapmayı düşünebileceği “Citibank’ta hesap açtırayım, annem ile ortak hesabım olsun, annem Türkiyeden para yatırsın ben orada çekeyim” derseniz çeşitli sorunlar var karşınızda:
- Citibank Seattle’da yok.
- Citibank’ın verdiği kart (default) Citicard. Bu bir ATM kartı değil. Üzerinde Cirrus veya Visa logosu yok (arkasında var ama bu bir şeye yaramadı bende).
- Citibank’ın Seattle’da anlaşmalı olduğu ATMler eğer down-townda değilseniz çok uzakta, ha evet haritada yakın gibi gözüküyor, ama değil, çok uzakta. Ve özellikle bulunduğum yere en yakın yer gibi gözüken ATM Imperials Bingo‘ya giderseniz. Vay halinize.
- Eğer Citicardınızın şifresini 0 (sıfır) ile başlatırsanız uluslararası ATMlerde çalışmıyor. Vay halinize.
- Yukardaki iki vay halinize’den de anlaşılabileceği üzere, ben Citibank’daki bir çok bin dolarıma erişemedim, neyse sap gibi kalmadım ama gene de harcadığım saatler ve benzin ve enerjiye yazık oldu.
Peki para işini nasıl halledersiniz? Social Security Number’ınız çıkana kadar çalıştığınız şirket varsa onun bankasında, yoksa herhangi bir bankada, bir checking account açtırırsınız. Sonra evi arayıp, veya e-mail atıp checking account’unuza tüm parayı tek celsede gönderirsiniz. Parti parti gönderirseniz her bir gönderim için para ödersiniz. Bu işi gişeden yaparsanız ve çok para göndericekseniz anormal masraf ödersiniz onun yerine şube müdürüyle bir görüşün dedim. Gişedekiler neyse o diyorlar, şube müdürü daha yetkili. Bankasına göre değişir ama 4 günde paranız elinizde olur.
Burada checking ve savings diye iki tip hesap var, checking bildiğimiz vadesiz, savings ise garip bir vadeli, istediğiniz gibi checking’den savingse aktarabiliyorsunuz. Ama verdikleri vade %0.49 falan. Çok para yatırırsanız bu %1.49 falan oluyor. İkisi de rezalet. Çok paranız varsa bırakın Türkiyede değişken fonda dursun 10 kat çok getirir.
Yolculuk
Ön Hazırlıklar
Ben tüm üstbaş eşyalarımı Microsoft’un benefitlerinden biri olan kargo hakkımı kullanarak Amerikaya gönderdim. Microsoft deniz ve hava yolu ile (ikisi birden) eşya göndermeye izin veriyor. Hava yolu 2. haftama girdiğim şu sıralarda gelmedi, deniz yolu ise 2 aydan başlayarak istediği bir ara geliyormuş. Türkiyedeki Asya Nakliyat yetkilisi paketlemeyi yaparlarken (bu arada çok hızlı ve çok iyi paketleme yapıyorlar) oo uçak nedir ki koy gitsin 4 günde orada olur demişti. Olmuyor.
Gene de ben yanıma beni 3 hafta idare edecek üst baş almıştım. 1 büyük valiz götürdüm. Aldığım valiz Ankara Çantacılar Çarşısından 20 milyonluk, çok hafif ve anneme göre orası burası parçalanmasın bunun tipinde bir çantaydı. Açıkçası Fransaya gittiğimde valizimin halinden sonra bu çantayı “işte Amerikaya kadar gitsin yeter” şeklinde aldım. Velakin çantanın üzerine bağladığım isimliği kenara yapışık tutsun diye taktığım en ufak boy kıskaç ataç bile yerinde durur şekilde son derece sağlam olarak geldi. Bu tabii British Airways ile uçmamdan kaynaklanıyor olabilir. Ama zaten en ucuz bilette onlardaydı. Zaten bileti de Microsoft alıyordu.
Öneriler
Giysilerinde metal hiç bir şey olmasın, her seferinde çıkar tak oluyor. (saatin olsun mesela sadece.) El çantanda istediğin olabilir. Ay yolda üşürüm falan diyip yanına şal almaya gerek yok. Ben tum yol boyunca t-shirt içinde fanila giydim, Seattledan çıkana kadar. O yuzden istersen mont gibi bir şeyi valizinde uçaga verebilirsin, sadece istanbulun sabah soğunu atlatacak bir şey olsun yaninda, hava alaninda dışarı çıkmadan valizden çıkarılabilir. Amerikaya varmadan gümrük formları doldurulacağı için roller kalemin olması iyi oluyor. Adamlar roller kalemle doldurun diyorlar. Eğer doğrudan Amerikaya uçulacaksa, İstanbul havalimanında deli gibi arıyorlarmış. Sorguluyorlarmış. 100 metre engelli koşu zamanına bakıyorlarmış. Ben Londra üzerinden uçtuğum için yırttım bunlardan.
Ankara-İstanbul
Ankarada Esenboğadan kalktıkta sonra uçak net 40 dakikada istanbulda oluyor. Bundan dolayı Uçağa bindikten sorna 20 dakika pistte beklerse endişelenecek bir şey olmuyor. Zamaninda orada oluyorsun.
İç hatlar geliş terminaline otobusle veya hörükle bağlanılıyor. Benim Amerika biletim İstanbul-Londra-Seattle olduğu için ben transit yolcu değildim. Ondan dolayı baggage claim (valiz almaya) gidiliyor. Biraz bekledikten sonra valizlerin geliyor. Onu alıp bir arabaya koyuyorsun istersen. Güvenli bolgeden çıkıp hızlı yürümeyle 10 dakika mesafedeki dış hatlar terminaline gidiliyor. Eğer önünde 30 dakika varsa koşturmanın anlamı yok. British Airways (BA) binaya önden girdiğinde en soldaki peronlarda. Eğer BA’dan biletlerini aldıktan sonra ba.com’dan online-checkin yaptırdıysanız. Oraya gidip sadece pasaportunu veriyorsun. Gişedeki çalışan pasaport numaranı girip bütün bilgilerine ulaşıyor. O yüzden başka bir şey getirmeye gerek yok. Istanbuldan Seattlea kadar olan yolculugundaki tüm bilet işlerini hallediyor, iki ucakta da oturacagin koltugu ayarliyor. Eğer uçağın sol tarafinda bilet alirsan biraz sıcak oluyor, sag tarafı ise biraz serin. Eğer çok uçak içinde dolaşılmaya ihtiyaç varsa koridor kenarı istemek daha akıllıca, koridora çıkmak için yanınızdakilerin kalkması gerekiyor. Bilet işini hallettikten sonra uçak için Türk gümrüğünden geçiyorsun, pasaportunu kontrol ediyorlar. Sonra uluslararasi alana girmiş oluyorsun. Uçağın bir numarası var. Bu bilette yazıyor. Ekranlar var bir çok yerde, o ekranlardaki uçaklar kalkış saatine göre sıralanmıştır, kendi uçağını o ekrandan buluyorsun. Uçagin net kalkış saatine kadar zamanın var, uçagın kalkişina 15 dakika kalana kadar oyalanabilinir.
İstanbul-Londra
Uçağa varmadan önce uçağa giriş kapısından geçtikten sonra gazete al. Turkiye ingiltere arasi çok uzun değil, 3 saat kadar, tavsiyem bu surede uyuyabiliyorsanız uyuyun. Çünkü bu arada uyumak jetlagi epey önlüyor. Zaten gidişte çok jetlag olmuyor ama aptal gibi oluyorsun geldiğin gece.
İngilterede uçaktan inip transit oklarini takip ediyorsun, gruplar halinde seni bir meydana çıkarıyorlar. Bu meydanda sira yavas ilerlese de 10 dakika içinde üst baş ve pasaport kontrolunden geçiyorsun. Yaninda pasaportun ve biletin bulunmalı. Buradan geçtikten sonra gideceğin yere göre terminal degiştirmen gerekiyor. 1. terminale inmiş olman lazım. 4. terminale gitmen lazım. Ama bunlar değişebilir. Kontrolden geçince solda bir masa ve görevli var. British Airways ile Seattle, USA’ye gidecem diyorsun, adam suradan ineceksin diyor. Hemen ilerde merdivenler var aşağıya inen, her kat baska bir iş için, terminal numarasını yazan oklar var onu takip ediyorsun. Sonra bir otobus durağına gelmiş oluyorsun (hala binanin içindesin). Otobus yoksa bekliyorsun, geliyor, biniyorsun, gidiyor, ve gitmen gereken terminalde duruyor, baska yerde durmaması lazım. Eğer hala varsa transit oklarini takip edince kendini bir alışveriş merkezinde buluyorsun. Burasi kocaman bir yer. Hemen en yakındaki ekrandan uçağının adını buluyorsun fakat muhtemelen daha hangi kapıda oldugu (Gate) yazmayacaktır. Orada terminalin ortasinda bir cafe var, “Grande Mocha” ve bir cookie alıp ben biraz oyalandım. Uçağa daha 2 saat vardı.
Londra-Seattle
Sonra uçuşa 25 dakika kala ekrana bakarak uçağın hangi kapıdan kalkacağı öğrenilebiliniyor. Daha önce yazmıyor kapı numarası. Gene uçağa giden kapından geçtikten sonra gazete almak lazım. Boşuna koymuyorlar o gazeteleri. Uçakta el valizinden gerekecek şeyleri al, pasaportun ve kalemin yanında olmasında fayda var. Koltuğunda yastık ve şal oluyor. Uçağın tuvaleti korkunç değil. Verdikleri yemek güzel, ve sıcak. Şarap veriyorlar, her türlü içecek (mesela hafif acı dokundurulmus domates suyu) veriyorlar… Tuvaletlerin önunde cok az sıra olabiliyor, bazen de çok sıra olabiliyor, uçagin içinde istedigin gibi dolanabiliyorsun, greenlandın uzerinden geçerken camdan buz seyredebilirsin uçagin ortasindaki alanda. Kulaklığın var, müzik ve film yayini var bir dolu, istediğin filmi izleyebiliyorsun ve tüm filmleri 3 kere yayimliyorlar… saatini hemen Seattlea göre ayarlayıp ve uyku saatleri içindeysen uyumaya calışmak faydalı oluyor.
Uçaktan inmenden dışarı çıkman kuyruklar epey uzun sürdüğünden 1 saat civarı veya biraz daha fazla sürebiliyor. Uçak inince baggage claim veya customs oklari var, herkesi takip edip, Customsa giriyorsun, 6 tane kuyruk var, 3ü Amerikalilar 3ü yabancilar için, o yüzden hangi kuyrukta olduguna dikkat etmek lazım. Sıra sana gelince çağrılıyorsun, adam pasaportunu istiyor, niye geldin falan gibi ahiret sorulari soruyor, Microsoftta yazılım geliştirme mühendisiyim diyince, bir ooo çekiyor. Artık siz gelirken ne dersiniz bilmemÂ
… Bilgisayara bilgilerini giriyorlar, sonra pasaportuna damga vurup geçiriyorlar. Buradan aşağıya iniyorsun, bir tane taşima arabasi alıp, dönmekte buldugun valizlerini aliyorsun banttan, sonra gümrük valiz kontorlüne giriyorsun, bir adam sana valizini kendin mi topladin, valizini hic başıboş bıraktın mı, kimse senden amerikaya bir sey taşımanı istedi mi diye sorular soruyor. Valizinde yiyecek var mi diye soruyor, yok diyorsun. Baklava rakı bulurlarsa hediye canım ahahah, sende diyorsun. Ama asıl baktıkları sebze meyve ot [haşhaş, afyon, kenevir] falan… Adam valizini aciyor, içini kontrol ediyor, ve aynen kapatıyor bu süreçte adam sormadıkça hiç bir seye karışma (yani yardim anlamında da olabilir) ve adamın işine karışma, açmasına yardım etme, kapamasına da yardım etme, dokunma. Dokununca kızarlar. Adam aynen açtığı gibi kapatıyor.Sonra kapıdan gecince, hemen solundaki yuruyen banda uçaga verdiğin valizleri bırakıyorsun, bu valizler senin için terminalin halka açık kısmına geliyor. Sonra hemen orada veya bir kat aşağıda olabilir, bir tren istasyonu var. (daha dogrusu camdan metalden bir bekleme odasi, pek çaktırmıyor trenle alakası olduğunu… Bekliyorsun 2 dakika içinde tren geliyor, biniyorsun, gidiyor, gelince iniyorsun. Ve sonunda terminalin geldiler kısmında, valizine kavuşuyorsun. Geçmiş olsun.
Seattle-Yeni evim (ama geçici)
Eğer çalışmaya geliyorsanız, ve şirketiniz yeteri kadar iyiyse, size daha havaalanından almak üzere araba kiralıyor. Tüm bu yorgunluğun (22-24 saat uçuş falan) üzerine valizleri AVIS bürosuna sürüklüyorsun (çekme arabası paralı, ben türküm para vermem). AVISten arabanın kağıdını alıp bir kat yukarı çıkıp iki bina arası tünelden karşıya geçip arabanın anahtarını alıp gideceğin yere gidiyorsun.
Hikayenin bu kısmında ben benim gibi Microsofta yeni girmiş bir polonyalı ile sevgili SSG’yi bekledim. Gelince sağolsun, evin anahtarını alacağım yere, oradan da evime kadar götürdü, yolda yemek yedirdi. Ben aptal saçma şeyler anlattım. Gittim eve banyo yaptım yattım. Gece 11de (türkiyede o sırada saat sabah 9 idi, ben 4:30da uyanmıştım (bir gün önce)) Sonra da ertesi sabah 7de kalktım deli dürtmüş gibi. Bu 5 gün kadar yavaş yavaş 9a kayacak şekilde sürdü…